Bağımsız Emek Sendikası Sivil Toplum Çalışma Grubu ön çalışma raporu yayınlandı

Türkiye’de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın belirlediği 20 işkolu bulunmaktadır. 10 No’lu işkolunda yer alan sendikamızda 219 farklı meslek kolundaki işçilerin örgütlenmesi öngörülmektedir. Market-mağaza, özel eğitim işçileri, set işçileri, sivil toplum işçileri gibi birbirinden bağımsız mesleklerin içinde yer aldığı 10 No’lu işkolu örgütlenme faaliyetlerinin ve Toplu İş Sözleşmesi süreçlerinin zorlaştırılması amacını güderek bu şekilde düzenlenmiştir. Bunun yanında %1’lik sendika barajı da sendikaların yetki almasını imkansızlaştırmak ve işçilerin anayasal haklarını kullanmasının önüne geçmek üzere getirilmiştir. Bağımsız Emek Sendikası olarak işçi örgütlülüğünün önüne geçmek için getirilen bu düzenlemeleri teşhir etmek ve işçilerin bağımsız fiili meşru mücadelesini yükseltmek için kendi meslek dallarına özgü sorunlara ve çözüm yollarına dair bir araya geldiği çalışma gruplarımızı oluşturarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu çalışma gruplarımızdan biri olan Sivil Toplum Çalışma Grubu’muzla da belirli aralıklarla bir araya gelerek, alanın kendine özgü sorunlarını tartışabilmek ve sivil toplum alanında örgütlülüğü yaratabilmek için faaliyetlerimize devam ediyoruz.

Sivil Toplum Örgütleri neoliberal yeniden yapılanma ile birlikte hızla büyüyen bir sektör olarak ortaya çıktı. Sivil Toplum Örgütlerinin sektör bileşenleri tarafından özel sektör ve kamu sektörü dışında 3. sektör olarak tanımlanması; kapitalist sistemin doğası gereği var olan işçi-işveren ilişkisinin görünmez kılınmasına ve sivil toplumda çalışanlarında işçi olduğunun muğlaklaştırılmasına sebep oluyor. Bu muğlaklaştırma başta sivil toplum işverenlerinin alanda çalışan işçilerin haklarını törpülemesine, gasp etmesine ve keyfiyete bağlı hale getirmesini sağlıyor. Sivil toplum alanı; fon veren kuruluşlar, devlet ve sivil toplum örgütlerinin arasında yaşanan bürokratik ilişkiler ve maddi alışverişler ile varlığını sürdürüyor. Sivil toplum örgütlerinde çalışma alanlarının “hak temelli çalışma” üzerine belirlenmesine rağmen; bahsettiğimiz mekanizmalar dahilinde alanda çalışan işçilerin işçilik ve kişilik haklarının korunması yönünde bir uygulama bulunmuyor. 

Türkiye’nin AB üyelik süreci ile birlikte uluslararası kuruluşların ülkeye dönük fonları arttı. Sivil Toplum Örgütleri kamunun sorumlu olması gereken işleri fon veren kuruluşların ve devletin taşeronu olarak yürütüyor. Sivil toplum alanında var olan ve uluslararası ve ulusal fonlara bağlı olarak çalışan örgütler; toplumun hakim ideolojinin etrafında konumlandırılmasına ve sivil toplumun çalışma konularını oluşturan sorunların belirli çerçeveler içinde kalarak yeniden üretiminin sürdürülmesini sağlıyor. Mülteci, kadın, çocuk, LGBTİ+, çevre sorunları gibi toplumun ezilen kesimlerini yaygın olarak proje usulü ile çalışmaların konusu olarak görürken, bu ezen ezilen ilişkisinin yarattığı yapısal sorunları görmezden gelmemize neden oluyor. Yaşanan sorunların öznelerini ve alanda çalışan insanların sistem içi tutulmasına ve muhalefeti fon ile çalışmaya iterek belirli sınırlar içinde kalmasına, dizginlenmesine sebep oluyor. Bu dizginlenme alandaki çalışma koşullarının ağırlaşmasına, hak gaspı ve mobbingin yoğunlaşmasına ve güvencesizliğin artmasına sebep olurken örgütsüzlüğü de besliyor. Bu bağlamda alanda yaşadığımız sorunların tespitini yaparak çözüm önerilerimizi belirlemek ve işçi mücadelesinde bir araç olarak gördüğümüz sendikal örgütlenmenin önünü açma niyetiyle hareket etmenin gerekli olduğunu düşünüyoruz. 

Sivil Toplum Çalışma Grubu olarak gerçekleştirdiğimiz toplantılardan ve açık katılımlı forumdan alana dair sorunları çeşitli başlıklar altında derledik. Bu başlıklara yenileri eklenebilir ve çalışma içerisinde yer almak isteyenler fiili olarak yürüttüğümüz mücadeleye katkı sunulabilir.

1- Proje bazlı çalışma: 

    • STÖ’lerde proje bazlı çalışma asıl iş yapış şeklini oluşturmaktadır. Proje temelli çalışma STÖ çalışanlarını çoğunlukla belirli süreli iş sözleşmesi üzerinden sözleşmelere tabi kılmaktadır. Proje süresinin belirsizliği ve projede yer alan bir pozisyon için işe alım yapılmış olması gibi sebeplerden ötürü STÖ’ler güvencesiz çalışma alanları oluşturmaktadır. Aynı zamanda proje bazlı çalışma süreli/dönemsel olduğu için Sivil Toplum Örgütleri’ndeki örgütlenme arayışının da önünü tıkayan temel bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. 

 • Projeler için fon veren kuruluşlardan alınan proje bütçelerinin çalışanlarla paylaşılmamasından kaynaklı çeşitli usulsüzlükler yaşanıyor. Proje bütçesinde yer alan işçi maaş kalemlerinin fazla gösterilmesi ancak işçilere daha düşük ücret verilmesi, saha çalışanlarına bütçede yer alan ödeneklerin sağlanmaması şeklinde örneklendirilebilecek durumlar yaşanıyor. Kurumlarda finansal ve mali şeffaflık ilkesi benimsenmiyor. Birçok örgütün şeffaflık ilkesi ile ilgili çeşitli sözleşmeler imzalamasına rağmen denetimin işveren elinde tutulmasından kaynaklı bu sözleşmelerin herhangi bir geçerliliği bulunmuyor.

  •Projelerin hazırlanma sürecinde çalışanların görüş ve önerileri dikkate alınmıyor. 

  •Proje bazlı çalışmada faydalanıcıların yararlarından çok indikatörlere ulaşma önemsendiği için verilen hizmetlerin niteliği dikkate alınmıyor. 

  •Çalışanların kendilerini geliştirebileceği eğitim programları sağlanmıyor. Çalışanların katılmak istediği eğitim programları da mesai dayatması bahanesi ile engelleniyor.

  •Çalışanların kıdem yılı arttıkça maddi ve sosyal haklarında iyileştirmeler yapılmıyor.

2-Maaşlar:

    • STÖ’nde çalışan işçilerin maaşlarının belirlenmesi konusunda sabit kriterler mevcut değil. STÖ çalışanlarının maaşları işveren ve fon veren kuruluş arasındaki pazarlık sürecinde keyfi olarak belirleniyor. 

 • Mali şeffaflık ilkesi benimsenmediği için işçiler maaşları hakkında gerçek bilgiye sahip olamıyor. Sabit kur politikası uygulanmayan STÖ’lerde döviz kuru farklılıklarından kaynaklı maaş farklılıkları işçiye ödenmiyor. 

 •1475 sayılı İş Kanununun 14’ncü maddesine göre işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devam ettiği sürece her geçen tam yıl için işveren işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödemekle yükümlüdür. STK’larda kıdem tazminatının ödenmesi işverenin inisiyatifine bırakılıyor. Belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışma kıdem tazminatı hakkının gaspının önünü açıyor. 

 •STÖ’ler belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçiye, sürenin bitiminden önce sözleşmenin sona ereceğini bildirmekle yükümlüdür. Ancak kurumlar ihbar süresini dikkate almayarak son bir gün kala bildirimde bulunuyor; işçiler işin devam edebilme ihtimali sebebiyle işe iade davası açmıyor. İşe iade davası açma süresi dolduktan sonra işçiye işin devam etmeyeceğine dair bildirimde bulunuluyor. STÖ’ler kişinin mevcudiyet hakkını kötüye kullanarak hukuksuzluk ve hak gaspına sebep oluyor.

 •Hak temelli çalışma adı altında faaliyet yürüten STÖ’lerde eşit işe eşit ücret ilkesi benimsenmemektedir. Cinsiyete dayalı ayrımcılık temelli belirlenen bu farklar kadın ve LGBTİ+’ların maaşları konusunda eşitsizliğe yol açmaktadır. 

  •Maaşlara zam yapılması gereken dönemlerde zam yapılmıyor. STÖ işverenleri fonun kısıtlı olması veya anlaşılan sözleşme dönemi boyunca aynı maaşla çalışması gerektiği gibi bahaneler öne sürüyor. Bu da herhangi bir ücret artışı yaşanmaması veya yapılan zamların enflasyonun altında kalması gibi sorunlara sebep oluyor.

3- Mobbing: 

    • Sivil Toplum Örgütleri’nin “hak temelli çalışma” iddiası ve çalışma konularının toplumun ezilen kesimlerinin sorunlarına dair olmasından ötürü işveren işçilere yaptıkları işin toplumsal faydası olduğunu iddia ederek yoğun duygusal istismar uyguluyor. 

    • İşçi ve işveren ilişkisi, alanda yaşanan mobbing ve baskı “aile” kavramı üzerinden oluşturulmaya çalışılan bir bağ ile görünmez kılınmaya çalışılıyor. 

    •İşveren, Sivil Toplum Örgütleri’nin çalışma konularını öne sürerek esnek çalışma ve mesai kavramının bu alanda olmayacağı dayatmasında bulunuyor.

 •Özellikle pandemi ile birlikte artan evden çalışma; zaman ve emek denetiminin yoğun veri girişi ile eşdeğer görülmesi, niteliğin değil niceliğin baz alınması performans baskısını oluşturuyor.

4-Mesai Ücreti:

 •Hak temelli çalışma yapılması ve yapılan işin mahiyet itibariyle farklı bir önem arz etmesi gibi nedenlerle çalışanların fazla mesai yapmalarının önü açılmakta ve mesai yapılması da meşru görülmektedir. Belirtilen sebeplerle İş Kanunu’na aykırı şekilde ek mesai ücretleri ödenmemektedir.

    • İş tanımındaki belirsizlik ve keyfiyete göre yeni görev ve sorumluluklar eklenmesi sıkça karşılaşılan bir durum olmasına rağmen işçilik haklarında herhangi bir iyileştirme yapılmıyor. 

•Genel sağlık durumlarından ötürü alınan sağlık raporlarında işverence karşılanması gereken bedelin işçiye ödenmediği durumlar yaşanıyor. 

İşçi genel sağlık durumlarından ötürü raporlu olduğu halde; işin evden üretilebilir mahiyati olduğu durumlarda evden çalışmanın sürdürülmesine zorlanılıyor. Pandemide yaşanan karantina süreçlerinde de sıklıkla bu dayatmanın yaşandığı görülmektedir.

5-Psikolojik ve Fiziksel Destek Eksikliği

•Çalışmanın niteliği gereği hassas gruplarla çalışan ve ikincil tramvaya maruz kalan işçilere; yıpranma payı ve gerekli psiko-sosyal destek verilmiyor.

    • Çalışanların ve yararlanıcıların ruh hali önemsenmiyor; bütün çalışmalar indikatör bağlamında değerlendiriliyor. 

    • Saha çalışanlarının, sahada yaşayabilecekleri fiziksel şiddete karşı herhangi bir önlem alınmayarak iş güvenliği ihlalleri yaşanmasının önü açılıyor. 

 • Psikolojik destek sağlayan kurumlarda da işçinin yaşadığı travmalar işverene raporladığı durumlar yaşanıyor. Bu raporlar işverence işçinin performans değerlendirilmesinde veri olarak kullanılıyor. Bu değerlendirme mesleki yetersizlik olarak görülebiliyor ve iş akdinin feshine yol açıyor.

6- Gönüllülük:

    • STÖ’lerde gönüllülüğü tanımlayan bir mevzuat genellikle bulunmuyor. Gönüllülük adı altında gönüllü çalışanlar ofis işlerine, saha işlerine, ‘yetkinliğine’ inanılıyorsa vaka görüşmelerine dahil ediliyor. Bu durum esnek, güvencesiz, ücretsiz çalışmanın önünü açıyor. 

    • STÖ’lerdeki pozisyonlar gönüllü çalışanlarla dolduruluyor. Maaş kalemleri düşürülerek, gönüllü çalışanlara asıl iş yaptırılıyor. Burada kişi itiraz ettiğinde ise Türkiye’deki mevcut işsizlik vurgusu yapılarak deneyim elde ettiği koşulda istihdam sözü veriliyor. 

 •Gönüllü çalışanlar herhangi bir şekilde maaş, yol, yemek, sigorta gibi işçilik haklarından yararlandırılmıyor. 

    • Ücretli çalışan personele yaptığı işin niteliği gereği gönüllülük esaslı çalışmayı benimsesi dayatılıyor. Bu gönüllülük esasında çalışanın rızası alınmıyor. Ek mesai, görevi dışındaki işlerin yaptırılması gönüllülük esası ile açıklanıyor. 

7-Sigortasız çalıştırma

STÖ’nde çoğunlukla kullanılan istihdam yöntemlerinden bir tanesi de hizmet alımı yoluyla işçi çalıştırmaktır. Hizmet alımı yolu ile çalışan işçi faturalandırılma yöntemiyle istihdam edilir. İşveren bu şekilde işçiye yalnızca maaş ücretini öder. İşçinin sigorta, kıdem ve ihbar tazminatı gibi işçilik alacaklarının kaybına yol açar. 

8- İşe alım Süreci:

    • İşe alım sürecinde gerçekleştirilen mülakatlarda pozisyon için gerekli olmayan yeterlilik koşulları aranmaktadır. Kişinin mezun olduğu okul, dil başarı seviyesi öncelenmekte ve liyakata dayalı olmayan bir süreç işletilmektedir.

• Birçok kurum tarafından işe alım süreçlerinde olumsuz sonuçlanan görüşme sonuçları bildirilmemekte, olumsuz bildirilen sonuçlarda kişinin neden pozisyona uygun olmadığına dair bir açıklama yapılmamakta ve bu durum kişinin iş arama sürecini olumsuz etkilemektedir.

9- Sendika STÖ’nde neden gerekli?

Sendikalar, işçilerin salt ücret artışı talebini ortaklaştıracakları bir yapı değildir. Bireyselleşmenin önüne geçerek toplumsal dayanışmanın yaratılmasının önünü açar. Sosyal hakların yanı sıra işyerindeki herhangi bir sorun için birlikte çözüm yolu üretmenin yollarını arar. Sivil toplum çalışanları bu kurumları idealize etmemelidir. Sivil toplum çalışanları da İş Kanunu tabiidir. Hukuken de sivil toplum yöneticileri iş veren ve çalışanlar işçi statüsünde değerlendirilir. İdealize etme durumu bu ilişkideki muğlaklığı kişilerin keyfiyetine göre şekillenebilir bir hale sokar. Tüm bu sebeplerden ötürü bir arada olmak, örgütlenmek, tekil olarak sorunlarla mücadele etmemek; bizi maruz bırakıldığımız sömürüye, yalnızlaştırmaya karşı güçlü kılacaktır.